Etiket Arşivi pazarlama

Kadınlar, online yaşamda iş yönetimini tartışacak

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Bursa Kadın Girişimciler İl Kurulu (KGK) tarafından ‘Sosyal Medya- Online Yaşamda, İşimizi Nasıl Yönetiriz?’ konulu bir eğitim semineri düzenlendi.

TOBB Bursa Kadın Girişimciler İl Kurulu Başkanı Emine Örnek’in verdiği bilgiye göre, kadınların iş yaşamında iş yapış biçimleri konusunda da çağa ayak uydurmasına öncülük etmek amacıyla düzenlenen eğitimi Ali Yetkin Şekeroğlu verdi. Konuya ilgi duyan herkese açık olan eğitim, 8 Aralık Perşembe günü 16.00–18.00 saatleri arasında BTSO Toplantı Salonu’nda yapıldı.
Eğitimci Şekeroğlu, donanım ve yazılım satışı konusunda temel uygulamalar ile başlayıp çeşitli firmalarda pazarlama odaklı üst düzey yönetici olarak çalıştı ve halen Nettaktik’te kurucu ortak, taktisyen olarak iş hayatına devam ediyor.
TOBB Bursa KGK tarafından düzenlenen ücretsiz eğitim, internet kaynakları, dijital pazarlama ve sosyal medya pazarlaması konularını içerdi.

EGOnu YOK et Mutlu ol

Hayatında türlü süreçlerden geçtik hep beraber.

EGO su yüksek, EGO su düşük bir çok insanla karşılaşmışızdır.

Belki de asıl EGO sahibi biz iken, karşımızdakileri EGO lu algılamışızdır.

Konu burada kendini açığa çıkarıyor işte.

EGO kalıcı körlüğe neden olur.

Türkiye de markalaşmanın önünü tıkayan en önemli engel  EGO lu markalardır. Bu EGO su yüksek markalar, hep karşısındakini bir tehlike olarak görür.Başta müşterilerini, işortaklarını, çalışanlarını kısaca yarıçapına sığan her kitle, her olgu ezilmesi gereken bir EGO  kurbanıdır onlar için.

O kadar yüksekten uçarlarki.Ayakları yere değmez hiçbir zaman.Ama bilmezlerki sonsuz enerji yoktur.Bir gün inmek durumunda kaldıklarında yabancılık çeker sürünür ve hatta EGO su yüksek uçan yırtıcı EGO tepelerinde birkaç tur atar…Ve sonra can alıcı sorti gelir…

Elbette bu tanımlamalar insan içinde geçerli.

Zaten bu EGO su yüksek markaları da. EGO lu insanlar çıkarmıyor mu ?

Markalara el değmemiş kız muamelesi yapılmamalı.

Markaların tüketicileri ile flört edebilme imkanı sağlanmalı.

Flört edebilsinler ki birbirlerini anlayabilsinler.

Sonra da evlenebilsinler.

Eğer zorlaştırırsanız bu flörtü, kızınız evde kalır söyleyeyim.

Fiziki enstrumanlarla pazarlama çalışmaları yapan  markalar, e-dünyadaki  EGO suz ve özgürlükçü süreçlerde mutlaka yer almalılar. Bunu da bir strateji içerisinde yapmalılar. Kız kaçar mı korkusundan çok,  kız evde kalır korkusu ile bu stratejilerini geliştirmeliler.

Markasını iddialar ile besleyen, bu iddialarını tüketicisine göre belirleyenler. Kızını iyi yetiştirmiş bir baba olamanın gururunu yaşayacaklardır.

Birçok marka projesi içerisinde yer almış ve 3 tane kendi iddiasının sahibi kız babası olarak ben böyle düşünüyorum.

EGOyu bir belediye işletmesi gibi benliğinizde algılamak en zararsızı.

Marka ve e-markalara şiddetle tavsiye olunur.

Kalıcı işler yapmak isteyen insanlara da ithaf olunur.

Kısadan Hisseler

Yetkin Şekeroğlu

Referandum…Evet mi?…e-Hayır mı?…

Çılgınca bir iletişim yarışının içerisindeyiz.
Bir tarafta EVET
Bir tarafta HAYIR kampanyası.
Referanduma sayılı günler kala bu süreçte dikkat çeken iletişim stratejilerinin altını çizmek ve bunu bir sonuca bağlamak istiyorum.
Önce EVET cephesi…
İnsan ve bilindikl iletişim teknikleri üzerine inşa edilmiş bir kampanya.
Yüz yüze iletişimde başarıları ortada.(Tek başına iktidar olmayı bu tecrübelerine borçlular)
Özellikle hedefi iyi belirlemişler.Büyük şehirler harici yerlerde bence karar vericileri net bir şekilde ikna etmiş görünüyorlar.
Nerden mi biliyorum?
Seyahatlerimde yüz yüze edindiğim izlenim.
Özellikle iç bölgeler ve doğuda kamuoyunun hassasiyetlerine göre yüz yüze anlatım tekniği ile mutlak ve baskın bir şekilde tezlerinde mutlu sona ulaşacaklar diyebilirim.
Ama kampanyayı yürüten siyasi çehre çok abartılı bir şekilde en iyi savunma saldırıdır stratejisi ile bir siyasi eksen oluşturmuş görünüyor.Destekçileri ve kanaati oturmuş olan taraftarları da, günlük dilde aynı temel üzerine tezlerinin arkasında duruyorlar.Bu da iletişimin stratejisinin başarısını gösteriyor.
Bana göre bir önemli eksiklikleri var, e-dünyada aynı stratejiyi kurabilmiş değiller.
Bence sanal sosyal dünya, bu kampanya döneminde etkileyici olacak.
Kısacası bilindik kampanya yönetimini başarılı yürüten EVET cephesi,

Peki ya HAYIR cephesi ne durumda;
Gayretliler ve hırslılar diyebiliriz. İki farklı kampanya kurgusu izliyorum.
Biri;
bugüne kadar çok iyi yapamadıkları, ama artık yapmayı deniyoruz dedikleri yüz yüze iletişim,yani bilindik ve karşı cephenin iddialı olduğu , çok da iyi uyguladığı iletişim tekniği….
Diğeri ; İnternet dünyasındaki altyapıları kullanarak, nuktedan,delil gösterir şekilsel uygulamalar ile başarılı bir kampanya yürütüyorlar diyebilirim.
Ama bence bu, HAYIR cephesinin siyasi temsilcilerinin kurguladıkları bir iletişim stratejisi değil. Kendiliğinden gelişen, daha eğitimli ve donanımlı taraftarların oluşturdukları doğal bir sonuç gibi görünüyor.
Nerden mi çıkartıyorum?
Türkiye’de en yaygın kullanılan sosyal ağ Facebook bilindiği üzere.
Girin Facebook’a.
EVET
adına kurulmuş grupları inceleyin ve sayısına bakın
Birde HAYIR adına açılmış grupların içeriğine ve sayısına bakın.
HAYIR lehine ciddi fark var.
Sorumuz şu…Fark acaba kamuoyu iradesi üzerine ne denli yansıyacak.Bu kadar etkin kullanılan sanal sosyal medya acaba sonuçta etkileyici olabilecek mi?
13 EYLÜL de hep beraber göreceğiz.

Evet mi? e-Hayır mı?

e-Kavramlar/e-iletişim/e-Referandum
Yetkin Şekeroğlu

Markalar İçin Kadın….

Kadınlar için marka başlığı ile ilgili bir çok yazı okumuşsunuzdur.
Biraz da tersine bir kurgunun açılımına bakalım istedim.
Anlatım zorluğu hayatımızın farkında olamadan yaşadığımız en temel sıkıntıdır.
En göz önünde olan iletişim sıkıntısı Kadın ve Erkek arasında gibi görünür.
Kadın ‘’Anlayan Erkek’’
Erkek ‘’Anlayışlı Kadın’’
Beklentisi ile geçirir ömrünü.
Tırnak içindeki istemler arasında ciddi anlamda farklılıklar var.
Kadın, kesin hüküm ile bir beklenti içindedir.
Erkek, iki taraflı bir beklenti ile bocalar durur.
Buradan çıkan sonuç ise, Pazarlamada hangi kitleyi etkilemek gerektiğini ortaya çıkarıyor.
Sektör bağımsız, eğer bir kadını etkileyebilir iseniz. Ona kesin hüküm vereceği, mesajlar ile algı desteği sağlarsanız. …Oğlu için,Kocası İçin,Kızı İçin ve çevresi için yönlendirici olacaktır.
%100 erkek hedef kitleye göre bir pazarlama yapmak, her zaman bir bacağı çukurda satış sonucuna dönüşür. Çünkü erkeğin hayatında beklentilerine destek veren veya yön veren bir kadın mutlaka vardır.
Markalar direk ve dolaylı ürün bölümlendirmeleri ile yaptıkları pazarlama faaliyetlerinde. Fark edile bilir ve kalıcı olabilmeleri için mutlaka Kadın üzerine değişken oranlarda destek algısı için bir plan üretmiş olmalıdırlar.
Markalar Doğanın Kanununa Uymalı…
Ne üretirse üretsin, ne satarsa satsın kazanmak istiyor ise GÜÇ Kadında.

Kadın ve Marka
Yetkin Şekeroğlu

e-Marka olmak için…

e-marka olabilmek için uygun bir e-iş modelini seçmek gerekiyor.Bunun için satış kanalının da kolaylıkla organize edileceği bir e-ticaret işletmesi, e-marka yolculuğunun başlangıç noktasıdır.
Önümüzdeki yıl ve yıllarda e-ticaret işletmeleri Fiziki Mağazacılık ile dişe diş bir rekabet içerisine girecek .Bütün araştırmalar bu sonuca yönelik çıkıyor.
Şuan yaşadığımız süreçte e-ticaret işletmeleri için perakende eğilimleri ve psikolojisi oluşmakta.
İşinizi geliştirmek veya yeni bir iş mi yapmak istiyorsunuz.
Bu zamanda en doğru iş e-ticaret.
Yeter ki doğru fikriniz,
Doğru ürünleriniz olsun….
Bu algılama sürecinde, çok uygun maliyetlere kendinize bir e-iş modeli kurabilirsiniz.

Eğer karar verdi iseniz, aşağıdaki adımları doğru ve belli bir strateji düzleminde adım adım gerçekleştirmeniz gerekiyor.

1-İşletmenize veya yapacağınız işe özel yazılım altyapısı seçilir…(Önerim Hazır Paketler)
2-Satacağınız ürünlere özel ve kurumsal yapınızı da temsil eden satış odaklı tasarım sipariş edilir.
3-Tedarikçi anlaşmaları, Kargo – Lojistik anlaşmaları ve Banka anlaşmaları eşzamanlı olarak yapılır.
4-Doğru pazarlama planına bağlı Reklam stratejileri belirlenir.(Ürün odaklı,Fiyat Odaklı,Taksit Odaklı,Servis odaklı mesaj belirlenir.)
Reklam kaynakları (Google Adworks,Banner Reklamları,e-posta pazarlama vb…)
5-Satılan ürünler ile ilgili var ise fiyat karşılaştırma siteleri veya yorum siteleri ile entegrasyon bağlantısı sağlanır.(e-işletmenize Pazar araştırma ve karşılıklara karşı cevap üretme avantajı sağlar.)
6-Sitenizin arama motorlarında daha kolay ve ön sıralarda listelenmesi için Arama Motoru Optimizasyonu çalışmasını başlatmanız gerekmektedir.
7-Sitenizin üyelerine, avantajlı, kendilerini özel hissettirecek kampanya duyuruları e-posta aracılığı ile veya site içi banner ilanlar ile duyurulur.
8-2-3 ay geçtikten sonra Sosyal Medya pazarlama etkinlikleri için hazırlıklarınızı tamamlamış olmalısınız. Etkin olmanız gereken Sosyal ağlarda hesaplarınızı açmış olmanız gerekiyor.
9-Sosyal ağlarda gerilla usulü pazarlama etkinlikleri, tavsiye mekanizmasını tetikleyecek etkinlikleri haftalık, aylık yıllık olarak kesintisiz olarak yürütün.
10-Her yaptığınız etkinliğe özel mesajları sitenizin içeriğinde de anlatabiliyor olmalısınız. Bu sitenizi ziyaret edenlerin etkin alışverişini tetikleyecektir.

Başarının kaçınılmaz olmasını istiyorsanız. Mutlaka ama mutlaka….
‘’Doğru fikir, doğru ürün’’ stratejisinden kopmayalım.

e-marka olmak için…
Yetkin Şekeroğlu

e-Marka Olmak….

Şu ana kadar fiziksel marka olma ile ilgili süreçlerden bahsettik.
Artık marka olma sahaları genişlemiş durumda .

İnternet dünyasında markalaşmak ise başlı başına farklı bir iş modeli.
Fiziki dünyada iyi marka olanlar, sanal dünyada da kendilerini aynı güçte temsil edecekler diye bir kural yok. Şuan çok iyi marka olarak bildiğiniz bir mağazanın, bir ürünün, internet dünyasında markalaşması biraz daha kolay ama bunu gerçekleştirmesi için e-marka projesi başlatması gerekiyor.

e-marka dediğimiz olgu her kelimenin başına ‘’e’’harfini getirmek gibi basit değil.
En temel fark yüz yüze, fiziki bir ortamda bir araya gelmeden bir alıcı kitlesine kendinizi doğru ifade etmeniz, onları kavram olarak doğru anlamanız ve algılatmanız gerekiyor.
Bunun için, onların sanal dünyada yakalayabilmeniz ve kendinizi anlatabilecek metotlar üzerinde kafa patlatmanız gerekiyor.
Sanal ticaret artıyor. Alışveriş noktasında da iş modellerine ve ihtiyaçlara bağlı olarak tüketiciler tercihleri yapma ve seçme noktasında henüz çok bilinçli değiller. Ürün, Fiyat, ve Taksit odaklı bir seçicilik var.Bu üç kavram zaten sanal müşterilerin internet alışverişlerindeki 1. Öncelikli beklentileri.
Fakat bu seçicilik zaman ile birlikte farklı beklentileri de ön plana çıkartacak. Fiziksel dünyanın eğilim gerçekleri olan güvenilirlik, kalite ve özel hissetme beklentileri de kısa zamanda müşteri beklentisinde bir kriter olacak.
Bu nedenle bilgisayar kullanıcılarını bilgisayarlarını ilk açtıkları andan başlayarak izlemek, internette gezdikleri yerlerde onlara görünmek veya, bir şekilde onlara ulaşmanın yolları üzerinde stratejik bir plan çerçevesinde işi yürütmek gerekiyor.
Birçok ulusal ve uluslararası markanın ,cesaret edemediği internet dünyasında var olma ve konumlanma sıkıntısı özellikle üretici ağırlıklı KOBİ lerin e-markalaşma avantajlarını çok belirgin bir şekilde fırsata çeviriyor.
Bir gün zaten fiziksel dünyada konumunu tescillemiş markaların internet dünyasında olma korkuları yerini korkusuzluğa bırakacak. Ogün gelmeden internet dünyasında kendine bir yer bulan kazanacak.
İşletmenize uygun bir e-iş modeli üzerinde şimdiden eyleme geçme zamanı.

Çünkü, e-marka olmak size GÜÇ katacak.

e-marka olamak Yazı 4

Yetkin Şekeroğlu

Marka Olmak…3

Tamamlanan hazırlıklara bağlı olarak artık pazarlama karmasını oluşturma zamanı.
Öncelikle iletişimin şekli ve tarzı konusunda ajans desteği almanızda fayda olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de en zor şeylerden bir tanesi de bu. Özellikle iletişim kurmaya yeni başlayan şirketler ve/veya bireyler, Üreten Benim, Marka Benim, dolayısı ile kaynak benim diye gereksiz bir kompleks ile direk iletişim kurma fırsatlarını uzun ve daha zahmetli hale çevirirler. Belki bu da denenmeli, ama ısrar edilmesi durumunda, süreç ve iletişim ile algıların yerine oturması tehlikesi, marka ve/veya markaların geleceğini ipotek altına alır.
Marka denildiğinde gözünüzün önüne gelen birçok şekil, aklınıza düşen bir çok algı bu yolun en önemli referans kaynaklarıdır.
Gözlerinizi kapatın ve objelere bağlı ilk aklınıza gelen markaları hayal edin. Hatta en yakınınızda bulunan kardeşiniz, iş arkadaşınız olur aynı soruları sorun ve kağıda ilk üç markayı sıralayın…
Seçimlerinizde değişiklikler olduğunu göreceksiniz. Her insan sıralamada kendine yakın gelen markaları sayar. Çünkü her insanın algısı birbirinden farklıdır.
Markalar, insanların beklentilerine cevap verecek düzeyde seçilmiş, geliştirilmiş , bireylerin Fiziki ve Duygusal ihtiyaçlarına cevap veren belki bir, belki birden fazla kelime veya şekil ile bunu hissettirebilen kavramlar bütünüdür.
Markaların da ulaştığı kitlelere göre etki alanları vardır.
Uluslar arası markalar, Ulusal Markalar, Yöresel markalar diye üçe ayırabiliriz.
Sadece objeler takılmayalım
Elvis Presley , Cem Karaca, Erkan Ocaklı (Karadenizliler İyi Bilir) aynı hizmet grubunda farklı etki alanlarına sahip kendi konularında ve en önemlisi etki alanlarında önemli markalardır.
Benzer birçok örnek sıralayabiliriz.
Konu bu markaların kazandıkları noktasına geliyor. Elvis Presley’in varisleri bile kazanıyor. Cem Karaca yaşarken kazanmıştır, varisleri onun isminden kazanabilmek için yol arıyor, Erkan Ocaklı’nın varislerinin ne durumda olduğundan haberdar değilim.
Özellikle örnekleri şuan hayatta olmayan değerlerden verdim. Üretilmiş değerin sistemin de etkisi, alanın genişliği ile doğru orantılı bir güç oluşturduğunu görebiliyoruz.
Evet… Marka bir GÜÇTÜR.
Gücünüzü nereye kadar duyurmak istiyorsanız o kadar işiniz zorlaşıyor. Çünkü evrensel iletişim mekanizması , başlı başına konuşulması ve detaylandırılması gereken bir konu.

Marka Olmak Yazı 3
Yetkin Şekeroğlu

Marka Olmak….2

Bir insanın insana bağlılığı gibi bir bağ olmalı…
Markanın da kişiliği vardır. Her insan gibi onun da vaatleri vardır.Nasıl ki bir insanın fiziğine baktığınızda ön fikir edinirsiniz. O markanın, tabelada, kartvizitte, ambalajda, kısacası markayı gördüğünüz her yerde bir fikir verebilecek düzeyde başarılı bir iletişim gücü olmalı.
Olmadı mı, size bir fikir vermedi mi?
O zaman bir yerlerde sorun var.
Ya o ürün doğru değil, ya marka ne yaptığını bilmiyor, yada….. sayabileceğimiz onlarca sorun sıralayabiliriz.
Markayı yönetmek zor ve meşakkatli bir uzun yolculuktur.
Reklam verdim marka oldum…Ucuz sattım herkes aldı gibi geçici psikolojiler markayı kalıcı kılmaz.
Bir yol haritası olmalı.Gideceği yeri bilmeli marka.Buna göre şöyle bir hazırlık önerisi dikkate alınmalı yolculuk öncesinde.
1-Ürün ve/veya hizmet kime satılacak?
2-Rakipler ne yapıyor?
3-Farklılığı ne olacak?
4-İddiası ne olacak?
5-Yukarıdaki cevaplar ile örtüşen bir ismi ve şekli var mı?
6-Nerelerde satılacak?
7-İletişim materyalleri ne olacak?
8-Satış noktalarında marka gücü ne şekilde hissettirilecek?
9-İşbirlikçileri var mı? Var ise marka üzerindeki etkileri ne olacak?
10-İletişim stratejisinde nelerin altı çizilecek?
11-Satış sonrası organizasyonu (Eğer gerekiyor ise) hazır mı?
Öncelikle yukarıdaki soruların cevapları verilebildiğinde, yolculukta tesadüflere yer bırakmadan, hedefe varmak ile ilgili, hazır olur Marka…

Marka Olmak…Yazı 2
Yetkin Şekeroğlu

Marka Olmak….

Herkesin marka ile ilgisi ve yorumu farklıdır.Çünkü markalar tüketicisi için vardır.
Düşünsenize bir veya birkaç kelimeden bir dolu algı yükü ile fikir sahibi oluyorsunuz.
Satın alıp, almama kararına varıyorsunuz.Aldıktan sonra ya memnun olursunuz yada umduğunu bulamamanın hayal kırıklığı yaşarsınız.

Aslında tüketici için çok kolay bir şekilde değerlendirilen o kelime ile taçlandırılmış ürün veya hizmetlerin, çok uzun bir yolculuk sonrasında tüketen bizlerin kararına teslim olduğunu biliyor musunuz?

Bir veya birkaç kelime ,varsa Logo dediğimiz şekil ile karar veriyoruz.

”Bu iyi ,bu bana gore değil ”diye.

Türkiye’de sonuca yarın satın alma kararında etkin olan yerli markaların varlığın yanı sıra yabancı hakimiyetinin baskınlığı gözünüzden kaçmamıştır.

Çünkü Türk toplumunun üzerindeki en baskın algı, yabancı yapmışsa iyisini yapmıştır.

Şuan markalaşma da isimlerin yüklendiği ağır sorumlulukta,marka sahiplerinin yabancı kökenli kelimeleri de seçiyor olması da bu yüzden.

Türkiyede şansı yüksek bir marka olacaksanız, işi şansa veya büyük reklam bütçelerine bırakmayacaksa yatırımcı kesinlikle yabancı kökenli bir isim seçer.

Sonra bu markanın taşıyacağı misyonun hazırlıkları başlar.
Bu şüreçte çok fazla bilimsel veri kullanılmasa da herkesin bir fikri vardır.

Kime. Nasıl, Hangi Şartlarda satılacak sorusu, çok beklenmeden geçilen istasyondur.

Sonra logosu, ambalajı, reklamı gibi, algı amaçlı mesaj yükleri ile tüketiciye karar vermesi için bombardıman başlar.

Ama bu bombardımanda mühimmatı çok olan ve doğru yere isabet ettiren ayakta kalabiliyor.

Bu durumlar her markanın başından geçer.

Aman unutmayalım ki tüketicisyle iletşimi doğru kurabilen marka olur…

Onu anlayan…

Ona bir duygula bağlı olan…

Kısacası bir insanın insanı anladığı gibi …

Marka Olmak Yazı 1
Yetkin Şekeroğlu

Kayıp hesabını yapmak

İş hayatım boyunca onlarca girişimci ile karşılaştım.Binlerce işletme sahibi müşterim oldu.Birçok iş modelini inceleme birçok işletmenin iç yapısını inceleme şansım oldu.Her işletmenin,her işletme sahibinin birçok uygulama farkı ile karşılaştım.Ama öyle klasik bir planlama anlayışı vardı ki büyük çoğunlukta ortak…Sizlerle bu ortak bakış açısını paylaşmak istedim.
Daha yatırım safhasında başlıyor ortak fikir birliği.Herkes yapacağı işe o kadar iyimser bakıyor ki…Yarını ile ile ilgili o kadar çok iyimser tahminler ve hesaplar yapıyorlar ki…Evet diyorum, bir mutsuz son daha gelecek…

Ha bunu yazarken düşünüyorum benzer bakış açısı bende olmadı mı?
Tabiki evet….
Fakat artık öğrendim mutlu olmanın yolunu.
Bir işe girmeden once klasik bakış açım artık neyi nasıl kaybederim üzerine kurulu.
Eğer kaybedeceğim şeyin ne olduğunu göze alabiliyorsam karar veriyorum.Tamam bu işi yaparım.Sonunda başarı garantisi yok.Hiçbir zaman da, başarırım, şöyle kazanırım, böyle köşe olurum aklımdan bile geçmiyor.
Bu belki işin başlangıcında demotivasyon gibi gelebilir sizlere.Ama değil…Eğer ne yapcağını biliyorsan,ne kaybedeceğini bilirsin.
Kaybettiğin zaman da kaybetmiş olmazsın.Çünkü öngörmüş olmak da insana daha farklı bir haz veriyor.Çoğu zaman bu olumsuz bakış açım bir şeyleri kazanmama engel olmuş olabilir fakat her kaybın ardından öngürmenin verdiği ekstra güven ile tekrar başlayabildim.

Ama bunu hep ne kaybeceğimin hesabını göze aldığımiçin yapabildim.

Ya tam tersi düşünmeye devam edip onlarca kez iyi ve muhteşem hayaller ile başlayım her seferinde kaybetseydim.Hayal kırıklıkları, hele bu hayal kırıklıklarında sorumluluktan kaçıp hep suçu başka şeylere atıp kendimi daha iyi hissetmeye çalışsaydım…

Üzülmeden….yeniden başlama gücü bulabilirmiydim?

Hep ne kaybedeceğimi hesap ediyorum.Kaybettiğimde üzülmemek….Kazandığımda mutlu olmak için….